AHMET BARAN ASLAN Yazarın Tüm Yazıları
1997 Yılında Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesinde doğan yazarımız; ilköğretim eğitimini burada orta okul ve lise eğitimini ise Viranşehir ilçesinde tamamladıktan sonra Gaziantep Üniversitesi Tarih ve Edebiyat bölümünü bitirdi. Üniversite yıllarında ge...
Bazı eşitsizlikler sessizdir.
Gazete manşetlerine çıkmazlar. Akşam haberlerinde uzun uzun konuşulmazlar. İstatistik tablolarında birkaç rakama dönüşür, sonra da kalabalık dosyaların arasında kaybolurlar. Oysa sessiz olan her şey önemsiz değildir. Bazı sessizlikler, bir toplumun geleceğini içinde saklar.
Eğitimde fırsat eşitsizliği de böyledir.
Onu ilk bakışta göremezsiniz. Çünkü o, okul kapısında başlamaz. Çok daha önce, bir evin penceresinde, bir mahallenin dar sokaklarında, bir annenin endişeli bakışında, bir babanın sustuğu akşam sofralarında filizlenmeye başlar.
Çocuklar okula aynı gün başlar; fakat hayata aynı yerden başlamazlar.
Kiminin odasında kitaplardan oluşan küçük bir dünya vardır. Kiminin ise ders çalışacağı bir masa bile yoktur. Kimi, merak ettiği her sorunun cevabını birkaç saniyede bulabileceği bir bilgisayara sahiptir. Kimi ise elektriğin kesilmediği akşamları şans sayar.
Sonra biz, bu çocukların aynı sınavda aynı başarıyı göstermesini bekleriz.
Belki de eğitim sistemimizin en büyük yanılgısı tam burada başlıyor. Eşitliği, herkese aynı soruyu sormak sanıyoruz. Oysa adalet, herkese aynı soruyu yöneltmek değil; herkesin o soruya cevap verebileceği şartları oluşturmaktır.
Bir çocuğun geleceğini belirleyen yalnızca zekâsı değildir. Bazen evine giren kitabın sayısıdır. Bazen öğretmeninin ona ayırdığı birkaç dakikadır. Bazen de hiç tanımadığı bir insanın uzattığı burs eli, bir kütüphanenin açık kapısı ya da "Sen başarabilirsin." diyen tek bir cümledir.
İnsan hayatı çoğu zaman büyük kırılmalarla değil, küçük dokunuşlarla değişir.
Biz ise büyük projelerin peşinde koşarken küçük hayatları ihmal ediyoruz.
Oysa bir çocuğun elinden tutmak, bazen bir ülkenin geleceğini tutmaktır.
Çünkü eğitim yalnızca birey yetiştirmez; toplum inşa eder. Okullar yalnızca bilgi verilen binalar değildir; ortak vicdanın, birlikte yaşama kültürünün ve geleceğe duyulan güvenin filizlendiği mekânlardır. Eğer o mekânlara giden yollar eşit değilse, orada kurulan gelecek de eşit olmayacaktır.
Bir toplumun gerçek zenginliği gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, çocuklarının kurabildiği hayallerle ölçülür. Hayal kurabilmek ise yalnızca bireysel cesaret değil, toplumsal imkân meselesidir. Umudun bile ekonomik şartlara bağlı hâle geldiği bir yerde, eğitim artık yalnızca eğitim olmaktan çıkar; sınıflar arasında görünmeyen duvarlar ören bir sisteme dönüşür.
Belki de bu yüzden bazı çocuklar okuldan mezun olduklarında yalnızca diploma almaz; yoksulluğu da miras olarak devralırlar. Bazıları ise daha ilk günden görünmeyen bir ayrıcalığın içinde büyür. Hayat, onlara aynı mesafeden başlamaz.
Bütün bunlar bize şu gerçeği yeniden hatırlatıyor: Eğitim, devletin hazırladığı bir müfredattan çok daha fazlasıdır. Eğitim, bir toplumun çocuklarına verdiği değerin adıdır. Bir ülke, geleceğini nasıl kuracağını önce sınıflarında değil, çocuklarına sunduğu imkânlarda belirler.
Bugün belki de yeniden düşünmemiz gereken soru şudur: Çocuklarımızı sınavlara mı hazırlıyoruz, yoksa hayata mı?
Eğer onları hayata hazırlamak istiyorsak, önce hayatın onlara eşit davranmasını sağlamak zorundayız. Çünkü kader, bir çocuğun doğduğu mahallenin adı olmamalıdır.
Bir gün, hiçbir çocuğun yoksulluğu yüzünden hayallerinden vazgeçmediği, hiçbir öğrencinin imkânsızlıklar nedeniyle geride kalmadığı bir ülke kurabilirsek; işte o zaman eğitim gerçekten eğitim olacak.
Ve belki o gün, okul zili yalnızca dersin başladığını değil, adaletin de kapıyı çaldığını haber verecek.
